Haşim Kılıç: Farklı düşünen gazeteciler hainlik suçlamasıyla linç ediliyor
Görev yaptığı dönemde özgürlükçü yaklaşımıyla bilinen eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'tan yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti ilkelerine darbe vuran iktidara sert eleştiriler geldi.
Emekliye ayrıldıktan sonra ilk kez konuşan Kılıç, son düzenlemelerle ifade özgürlüğünün büyük zarar gördüğünü, gazetecilere ağır baskılar uygulandığını ifade etti. Geçmişte büyük zulümlere ve mağduriyetlere uğrayan kesimlerin şimdi yaşananları görmezden geldiğini aktardı. Yargının da intikam aracı olarak kullanılmak istendiğini dile getirdi. Haşim Kılıç'ın, Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin düzenlediği ‘Hukuk Devleti' konferansına yaptığı konuşmasından satırbaşları şöyle:
EN BÜYÜK HASAR HUKUK ALANINDA
“Özellikle son yıllarda dini, etnik ve mezhebi inanç ve düşüncelerin siyasi bir kimliğe dönüştürülerek ön plana çıkarılması sonucunda çok kârlı bir siyasi rant kapısı açılmış oldu. Kimlikler üzerinden üretilen siyasi söylemler oy kazandırsa da, ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal alanda ciddi bir hukuk güvenliği sorununu ortaya çıkarmıştır.
Siyaset dünyasının ürettiği bu gerilim politikaları, dini ve etnik kimlik taşıyan siyasi grupların birbirlerine karşı duygusal bir kopuş sürecinin yaşanmasına da yol açmıştır. Çizilen tablonun bilançosuna bakıldığında en büyük hasarın hukuk güvenliği alanında yaşandığı açıktır. Hukuk güvenliğinin sorunlu olduğu bir iklimde toplumsal birlik ve barış sürecinin üretilmesi de zaten düşünülemez.
YARGI, İNTİKAM ARACI OLAMAZ
90 yıllık Cumhuriyet döneminde yargı; siyasi, dini ve ideolojik yapılanmaların her zaman ilgi alanına girmiş, gücü ele geçirenler rakiplerinin haksız özgürlüklerini yok ederek onları etkisiz hale getirmek istemişlerdir. Oysa yargı toplumun vicdanıdır. Hangi kutsal değerlerin temsilcisi olursa olsunlar yargıyı intikam aracı olarak kullananları asla meşru görmemiz mümkün değildir.
AYDINLARIN SUSKUNLUĞU UTANÇ VERİCİ
Adaletin, vesayet odaklarından korkanlarla değil ancak vicdan azabı çekmekten korkanların eliyle gerçekleşeceği açıktır. Hukukun yerine korkunun hakim olduğu dönemlerde, aydınlarımızın tepkisizlik ve suskunluğun arkasına gizlenerek zalimlikleri savuşturma refleksi ürkütücü ve utanç vericidir. Aydın insan odur ki, söylediği gerçeklerden dolayı dışlanmayı ve yalnız kalmayı göze alabilendir.
12 Eylül 2010 tarihindeki yapılan anayasa değişikliği, tüm bu işgallere ve yolsuzluklara son veren yargının bağımsızlık günü olarak düşünülmüş idi. Ancak 100 yıla yaklaşan, katı, baskıcı, dayatmacı ve seküler anlayış yerine evrensel hukukla entegre olmuş, demokratik özgürlükçü, müzakereci bir sistem kurulması beklenirken, renkleri değişmiş yeni bir vesayet odağının işgaliyle maalesef karşı karşıya kaldık. Dini etnik siyasi ve ideolojik bu işgallerden yargı arındırılmadıkça yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin sorunlarımız yaşamaya devam edecektir. Esasen böyle bir yargıdan hukuk devletinin kurucu unsuru olan hukuk güvenliğini sağlaması da beklenemez. Tam tersine yargı gücüyle farklı düşünen ve inananların korkutulduğu susturulduğu ve haklarını ihlal edildiği bir süreçte öfkeli bir mazlum sınıfının oluşması kaçınılmazdır.
ESKİNİN 312. MADDE ZALİMLİĞİ ŞİMDİ BAŞKA MADDELERLE SÜRÜYOR
Geçmiş yıllarda ifade özgürlüğü ile laiklik karşıtlığı arasındaki sınırın yanlış yorumlarla istismar edilmesi sonucu hak ihlaline uğrayan mazlumlar olmuştu. Bugün de ifade özgürlüğü ile hakaret suçu arasında olması gereken ayrımın yapılmaması sonucu düşüncesi farklı yeni mazlumlar ortaya çıkmıştır. Geçmişte TCK'nın ünlü 163. ve 312. maddeleri kullanılarak yapılan zalimliklerin yerine bugün başka maddeler kullanılarak insanlarımız susturulmaya çalışılmaktadır. Hukuk devletinin korku devletine dönüştüğü bir yapıyla ülkelerin ayakta kaldığına insanlık tarihimiz şahitlik etmiyor.
GAZETECİLER ‘HAİN' DİYE LİNÇ EDİLİYOR
Siyaset dünyasında yaşanan olumsuzluklar basın dünyasında da yaşanmakta, farklı düşünenler ve en masum eleştiri sahipleri hainlik suçlamasıyla linç edilmektedir. Gazetecilerin kamu adına yaptıkları görev ve düşüncelerini ifade etmeleri nedeniyle işlerine son verilme ya da cezalandırılma korkusu altında kimyalarının bozulduğu yaşanan gerçeklerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile aynı görüşleri paylaşan Anayasa Mahkememizin, ifade özgürlüğüne ilişkin ortaya koyduğu ölçüleri ve kararları, eskinin mağdurları maalesef görmez ve duymaz oldu. Çağrımız başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yargı organlarımızın, ifade özgürlüğü konusunda AİHM'nin anlayış ve uygulamalarını kararlılıkla takip ederek seslerini duyurmalarıdır. Bir gün bu sesler yerine ulaştığında tesis etmiş olacakları hukuk devletinde en yüksek onur yargıçlarımızın olacaktır. Yaşanan olumsuzluklara rağmen umutlarımızı yitirmedik, yitirmeyeceğiz. Hukuk güvenliğinin sağlandığı, insan onurunun yüceltildiği, barış içinde farklılıkların bir arada yaşandığı aydınlık bir Türkiye'de buluşmak dileğiyle.
Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldı
Prof. Ergun Özbudun: Türkiye'nin son birkaç yılda demokratik rejim açısından aldığı yaraların en ciddileri hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı alanlarındadır. Halbuki devlet iktidarını sınırlandıran kurumların başında bağımsız bir yargı ve yargı denetimi gelmektedir. Siyasi organlar karşısında en büyük güvencemiz bağımsız yargıdır. Yargı bağımsızlığının gerçek bir anlam ifade edebilmesi için de bu yetkiyi kullanan hakimlerin teminata sahip olması gerekir. Bu teminat olmazsa, yargı bağımsızlığı içi boş bir temenniden ibaret kalır. Basın ve ifade özgürlüğü alanında şahit olduğumuz üzüntü verici uygulamalar da yargı bağımsızlığını ortadan kaldırılmış olmasının sonucudur. Sulh ceza hakimliklerinin acayip kararlarının sonucudur. Diğer yandan yargı bağımsızlığı alanındaki gerilemeler, demokrasinin temel unsurlarından biri olan eşit şartlar altında seçimi de zedeleyebilir. Çünkü yargı denetiminin olmadığı biri ülkede, iktidar partisi devlet kaynaklarını orantısız biçimde kendi yararına kullanarak seçimlerdeki eşit rekabet koşullarını bozabilir.
‘Yeni Türkiye', hukuka bağlı bir Türkiye değil
Prof. Dr. Levent Köker: Açıkça hukuka aykırılık içeren yasalar, idari tasarruflar ve yargı uygulamalarına “Yeni bir Türkiye inşa ediyoruz” kılıfı uydurdular. Bu ‘Yeni Türkiye', daha demokratik, özgürlükçü, hukuka bağlı bir Türkiye değil. 1 Kasım seçimlerinde bir politik ayrım noktasındayız. Yeni devletin inşası ya daha otoriter ve tekçi bir devlet kurulması ile ya da demokrasi güçlerinin kazanması ile gerçekleşebilir. Yakın zamanda yapılan sokağa çıkma yasağı ile insanların yaşam hakkı, yolculuk etme hakkı ihlal ediliyor ve özgürlüğünüzü durdurduk deniliyor. Ölen insanlarımızla birlikte hukuk da ölüyor. AK Parti, son 13 yılda duruma göre yasa çıkarıyor ve her çıkardığı yasayı da sık sık yasa değiştiriyor. Yargıçlar önceden belirlenmiş bir yazı içinde kararlarını verdikleri için kararlara gerekçe gösteremiyorlar.
